Her Şey Çok Güzel Olacak mı-3

Her Şey Çok Güzel Olacak mı-3

_Her şey çok güzel olacak mı?

_Bu soruya vereceğim cevap değişmediği gibi, sabit olan fikrim de değişmiş değildir.

Sabit olan fikirlerimin değişebilmesi, göreceli olan birçok şeylerin de değişmesi gerekiyor. Gözle görülür bir normalleşme, insanlık adına bir kişinin yaptıkları hatalarından dolayı, insanlık adına, yaptıkları zulümleri kabul edip, özür dilemeleri gerekiyor. Görünürde zulüm yapan, yaptıkları barbarlığıyla övünürken, yaptıkları hataları kabul etmezken, insanlığa verdikleri zarardan dolayı özür dilemezken, nasıl sabit fikrim değişsin.

Sözde dünya liderlerin buluştukları G-20 zirvesi. Zirveye katılan sözde liderlerin hepsi, kendi açısından haklı oldukları gibi, haklılığın yanında mağduriyet durumları da göstermeye çalışıyorlardı.

G-20 zirvesine katılan, sözde liderlerin hepsi ama hepsi gerek kendi ülkelerinde, gerekse ülkelerin arasında var olan bir sorunu çözmek için bulunmadıkları gibi, böyle bir gayeleri de olmadığını açıkça gösteriyorlardı. Hepsinin de ayrı birer hesaplaşmaları olduğu ortaya çıkıyordu. Toplananlar insanlığa yararlı bir fikir üretmek için değil, bir birini suçlamak ve zaten çekilmez hale getirdikleri gezegeni daha çekilmez hale getirmek için her türlü çapayı gösteriyorlardı.

Ezeli rakipler aba altına bir birine sopa gösterme gayretlerinde beraberinde birçok çözümsüzlükte getiriyordu. ABD ve Rusya arasındaki ticaret ve siyasi rekabetin ortasında kalan Türkiye de bir şekilde ikili oynayıp Suriye de daha fazla söz sahip olmak için, her ikisine de yaranma çabaları daha çok Türkiye’yi zor durumda bırakıyordu. Her iki ülkeye kurmak istediği tuzağa kendisi düştüğünü ne kadar farkında olduğunu sanmıyorum.

“Kürtleri haritadan silmek istiyordu. Yapamazsın dedim. Yapamadı” bu açıklamayı yapan ABD başkanı olunca, herkesin dikkatini çektiği bir gerçektir. Türkiye’yi sözde yöneten kişinin Kürtlere karşı üstün bir kin ve nefreti olduğunu her zaman dile getiriyordu. Ancak bu denli büyük soykırımları yapmak istediği gerçeği beni dahi şaşırttı.

“Kürt sorunu benim şeref ve namusumdur. Çözeceğim. PKK ile görüşmeleri için ben emir veriyorum. Kimin derdi varsa, gelip bana sorsunlar” diyen kişi, o kadar hain ve sinsi bir şekilde planını işliyordu ki. Habur kapısından PKK’liler için göstermelik bir mahkeme kurup, PKK’lilerin gelişleri şova dönüşmesini sağlan kişi, daha sonra Diyarbakır Newroz meydanında, dünya medyasını da izleyen canlı yayınlarda Abdullah Öcalan’ın halka hitaben mektubu okuttuktan sonra, Kürt ve Türkler gerçekten çözüm istedikleri ve birlikte yaşayacaklarını gördüğünde, hemen her şeyi inkar etti.

“Çözüm süreci dondurucuya koydum. Bir daha çıkarılmayacak” dedi ve sonrasını yazmama gerek yok. “Kürtleri haritadan silme” planını devreye soktu. Nusaybin den önce başladı. Cizre onun için büyük bir yaraydı. Cizre’yi haritadan silmek istiyordu. Biz onun niyetini sadece Cizre, Sur, Nusaybin ve Silopi den ibaret olduğunu sanıyorduk. “Kürt sorunu namus şerefimdir” konusunda bizi yanılttığı gibi, Kürt illerini haritadan silme gibi niyeti konusunda da bizi yanılttı. Sadece seçtiği birkaç şehirlerinden ibaret olmadığını, “haritadan silme” planı tüm Kürdistan olduğunu ABD başkanı durumu açıklayınca bizde öğrenmiş olduk.

“PKK ile görüşmeleri için ben emir verdim” dedi ve PKK ile görüşenleri, neden PKK ile görüştünüz diye hepse koydu.

Bu kadar vahim olan bir planın deşifre olduktan sonra, ne Kürtler tarafından siyasi ve silahlı kanatlarından nede Türkler tarafından siyasi ve silahlı kanatlarından hiçbir açıklama, yalanlama ve kabul etme gibi bir beyanat olmadı.

Düşündürücü olduğu kadar, vahimdir de.

Ortalarda dolaşan teoriler arasında, halktan gizli olarak PKK ile Malum kişiler görüşmeler yapılıyormuş. Yeni bir çözüm süreci başlatma gibi, hazırlıkları varmış. Ama nasıl halka anlatacaklarını her iki taraf da planlar yapmaktadır.

“Kürtleri haritadan silme” planı orda da dururken. SUR da dört ayaklı minarenin dibinde barış elçisinin cansız bedeni beynimizde kazınmışken, Silopi de bir annenin cansız bedeni sokak ortasında günlerde bekletilirken, Cizre de bodrumlarda Kürt gençleri yakan dumanları halen Cizre’nin üstünde tüterken, her iki tarafında Kürt halkına anlatacak bir şeyler olmadığı gibi, Kürt halkını inandıracak bir şeylerin de olduğuna inanmıyorum, beni inandıramazlar da.

Yeniden bir macera yaşatmanın anlamı ve zamanı yok. Yine söz verip (ki kimse verilecek her söze inanmayacak) yalan sözlere de kanacak kimse yok.

Belki en iyi durumu şöyle izah edebiliriz.

“Zamanın birinde, yaşlı bir adam harabe bir yerde yılanın biriyle sözleşmişti. Yaşlı adam Yılana su ve yiyecek götürür, yılın da kendisine her defasında bir altın çıkartıp verirmiş. Yaşlı adam hastalanınca oğluna durumu anlatır ve ihtiyar adam yerine oğlu gider yılana su verir. Yılan bir altın çıkartıp kendisine verir. Ertesi gün yaşlı adamın oğlu gidip, yıllanın deliğin içinde çokça altın olduğunu ve hepsini almak istediği kabarınca. Yılanı öldürmeye karar verir. Yılana bir taş vurur, kuyruğunu koparır ama yılan ölmez. Yılan döner yaşlı adamın oğluna sokup zehirler. Çocuk ölür ve yaşlı adam çocuğunu gömer. Araya zaman geçer yaşlı adam mezarın başında beklerken yılan onun ziyaretine gelir. Yaşlı adam eskisi gibi olabilir miyiz diye yılan sorar.

Yılan “daha dost olamayız. Ama bir birimizden uzak durarak iyilik yapabiliriz”.

Yaşlı adam “neden” diye sorar.

Yılan “héta em sağbin, eze bejim bi düve kutkirî, te beji bi kélâ kevirî. (yaşadığımız sürece, ben kesil kuyruk, sende mezar taşı diyeceksin).”

Türkler ile Kürtler belki bir birinden uzak durarak iyilik yapabilirler. Çok düşük bir ihtimal ama insanlık adına umut olabilir.

 

Mahsun Yiğit 09.07.2019