Gönül, beklenmedik yerden bir acı gelirse gücenir.

Bunlar kaymakama düşman ağalar

Gönül, beklenmedik yerden bir acı gelirse gücenir. Onunla acı tatlı günlerimiz oldu. Bu dostumu bir gün belki enine boyuna anlatırım. Yaşı yetmişi aşkındır. Eski Yunan filozofları kadar akıllıdır. Ne öğrenmişse topraktan, hayattan öğrenmiştir... Kasabaya varır varmaz gittim elini öptüm.. Hoşbeşten sonra ilk iş, gene kaymakam sözü çıktı karşıma.. Kasabalılar sanıyorlarmış ki ben buraya kaymakam için röportaj yapmağa geldim. Aklımdan bile geçmiyordu. Bu kaymakam işinde iş var diye düşündüm. Hani bana kötü bakanlar var ya sebebini anladım. Bunlar kaymakama düşman ağalar, ağaların çocukları... Şu bana dostluk gösterenler var ya, öğretmenler, memurlar, köylüler, esnaf... Kısacası halk. 

Daha çarşıya adımımı atar atmaz önüme ilk çıkan kişi, daha hoş geldin bile demeden “Bu kaymakam mı..” diye başladı.. “Bu kaymakam mı... bir diktatör. Evleri yıktı, ocakları söndürdü. Çingeneler var ya, hani bilirsin, çingene Sami, daha yenilerde öldü. İşte onlar... Evlerini yıktı da bu kaymakam... Aaaah bu kaymakam... Allah hiçbir kasabanın başına vermesin böyle bir kaymakamı. İşte kara kış ortasında çingeneler açıkta, saçak altlarında kaldılar. Bu yüzden çocukları satlıcan oldu da öldü. Sonra bu kaymakam var ya, yola bir metre giden evi toptan yıktırdı... İşte böyle... Diyorlar ki...” “Ne diyorlar?”